6 Ocak’ta Halep’in Kürt yoğunluklu mahallelerinde başlayıp sonrasında da Fırat’ın doğusuna sıçrayan ve adeta Suriye’de Esed rejiminin devrildiği 11 günlük ‘Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’ adlı askeri operasyonun ivmesini andıran Şam güçleri-SDG arasındaki aralıklı çatışma döngüsü bir çözüm dönemine doğru gidiyor gibi görünüyor. SDG’nin Şam’la yaptığı 10 Mart mutabakatını uygulama noktasında maksimalist davranması, kırmızı çizgilerini esnetmede direngenlik sergilemesi ve bölgesel siyasi konjonktürün sağladığı fırsatçılıkla uzun erimli stratejik bir karar almayıp kısa dönemli çıkarlarına odaklanması bir askeri operasyonla neticelendi. Yapı içerisinde entegrasyona sıcak bakanlar ile Kandil’in gölgesinde hareket ederek ideolojik körlükten neşet eden bir maksimalizmde diretenler arasındaki ikiliğin çözüme kavuşturulamaması sonuç olarak SDG’ye ciddi bir kayıp yaşattı.
Arap aşiretlerinin devreye girip saf değiştirmesiyle beraber Fırat’ın doğusundaki Arap yoğunluklu Rakka ve Deyrizor vilayetleri Şam’ın kontrolüne geçti. SDG de bu bölgelerden çekilirken ciddi bir direniş ortaya koymadı. Ayrıca Arap aşiretlerinin büyük bir kütlesinin SDG’den kopmasıyla beraber SDG temelde asli formuna yani 2013-2014’teki YPG’ye rücu etmiş vaziyette. Son olarak uzun yıllardır SDG’nin müttefiki olan Şammar aşiretine bağlı Senadid güçleri de Şam’a bağlılıklarını açıkladı ve Yarubiye sınır kapısını ele geçirdi.
18 Ocak’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ve SDG Komutanı Mazlum Abdi arasında varılan 14 maddelik ateşkes ve entegrasyon uzlaşısında Arap yoğunluklu bölgelerin Şam’ın askeri ve idari kontrolü altına alınması, sınırların, barajların, petrol ve doğalgaz sahalarının, merkezi yönetime geçmesi, SDG’nin orduya bireysel olarak ve Şam’ın güvenlik soruşturmasından geçtikten sonra katılması, Suriyeli olmayan PKK mensuplarının ülkeden çıkarılması, Kuzeydoğu Suriye’deki sabık Esed rejimi artıklarının üzerine gidilmesi, Haseke gibi demografik dengelerin daha hassas olduğu bir bölgeye özel statü tahsis edilmesi ve Kürt yoğunluklu şehirler için de yerel polis güçlerinin kurulması gibi mühim noktalar üzerinde anlaşıldı. Fakat ertesi gün Şam’a gidip Şara ile uzlaşının detaylarını görüşen Abdi, nihai bir anlaşma olmaksızın toplantıdan ayrıldı. Bu durum da Kuzeydoğu Suriye’deki gerginliği kısa bir süreliğine zirveye tırmandırdı. SDG kontrolündeki alanlarda genel seferberlik ilan edildi. Buna ek olarak SDG dünyanın dört bir yanındaki Kürtlere sınırları aşarak Kuzeydoğu Suriye’ye gelme ve Kürt yoğunluklu bölgelerde direnişe katılma çağrısı yaptı. Kandil’deki PKK liderleri de videolar yayımlayarak halka direniş tavsiyesinde bulundular. Hatta PKK’nın ana askeri lideri Murat Karayılan SDG’ye tünelleri kullanmaları gerektiğini söyleyerek taktik bile verdi. Bu süreçte sosyal medyaya yansıyan iki taraflı kanlı videolar nedeniyle durumun Şam-SDG çatışmasından Araplar ve Kürtler arasında bir etnik çatışmaya dönme riski de belirdi. Türkiye’de de DEM Parti Mardin’in Nusaybin ilçesinde Suriye sınırına yürüdü. Sınırın hemen karşı tarafında da Türk bayrağının indirildiği bir provokasyon da yaşandı.
20 Ocak akşamı ise Suriye Cumhurbaşkanlığı yaptığı bir açıklama ile yeni bir ateşkes duyurdu. Fakat bu ateşkes krizi tam anlamıyla sönümlendiremedi. Bu yazı yazılırken, SDG ve Şam’a bağlı güçler arasında farklı bölgelerde çatışmalar devam ediyordu. Bahse konu yeni ateşkes uzlaşısı ile beraber SDG’ye anlaşmayı uygulaması ve detaylı bir entegrasyon planı sunması için 4 günlük bir ek süre verildi. Bunun yanı sıra Şam, anlaşma uygulandığı takdirde Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine girilmeyeceğini ve buralarda Suriye ordusunun bulunmayacağını taahhüt etti. Dahası, anlaşma ile beraber Abdi’nin Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği için adaylar sunması, yine Suriye parlamentosu ve devlet kurumları için de isim listeleri oluşturması istendi. Vali pozisyonu konusunda şunu belirtmekte fayda var: Esed rejimini deviren askeri örgüt liderlerinden bir kısmı 8 Aralık 2024 sonrasında Suriye’nin farklı vilayetlerine vali olarak atandı. Dolayısıyla önerinin çok da garipsenmemesi gerekiyor.
13 Sayılı Suriye Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi
Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın 16 Ocak’ta imzaladığı 8 madde ihtiva eden 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi de tarihi önemi haiz bir belge. Her ne kadar belgenin henüz anayasal kazanım sayılmayacağı ortada olsa da-ki Suriye’de henüz bir anayasa yok, sadece bir anayasal bildiri mevcut-Araplıkla ifade edilen Suriyeli kimliğinin tanımı biraz genişletildi.
Bu anlaşmaya göre Suriyeli Kürtler ülkenin asli bir unsuru kabul ediliyor, Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçası oldukları ifade ediliyor, ulusal egemenlik çerçevesinde Kürtçe ulusal bir dil olarak kabul edilip dilin geliştirilmesi devlet güvencesi altına alınıyor. Şam Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde Kürtçe’nin devlet ve özel okullarda öğretilmesini de kabul ediyor. Nevruz da ulusal bayram ilan ediliyor. Buna ilaveten 1962 nüfus sayımı kaynaklı kararlar iptal ediliyor ve kimliği olmayan/vatandaş olmayan Suriyeli Kürtler ülkenin vatandaşı ilan ediliyor. Hiç şüphesiz epey ileri adımlar bunlar. Kısacası 16 Ocak’taki kararname ve 18 Ocak mutabakatı ile Suriyeli Kürtlerin dilsel ve kültürel hakları devlet güvencesine alınıyor ve belli ölçüde idari güç paylaşımı yapılıyor.
Suriye’de Şam yönetiminin her geçen gün güçlendiği, başta ABD olmak üzere bütün Batı başkentlerinin yeni Şam yönetimini desteklediği, Ahmed el-Şara’nın Beyaz Saray, Kremlin ve Elize Sarayı gibi küresel güç merkezlerinde en düzey protokolle ağırlandığı ve ülke üzerindeki bel kırıcı Sezar yaptırımlarının kaldırıldığı bir vasatta SDG’nin uzatılan süre içerisinde Şam’ın entegrasyon teklifini kabul etmekten başka bir şansı yok. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın SDG konusunda yaptığı son açıklama ABD’nin yapı ile dönemsel, taktiksel ve IŞİD ile mücadele bazlı güvenlik dosyası kaynaklı bir ilişki kurduğunu, IŞİD ile mücadele dosyasının artık ABD öncülüğünde kurulan Uluslararası Koalisyona resmi olarak katılan Şam’a tevdi edileceğini tekrar gösterdi. Barrack’ın açıklaması, neredeyse SDG ve PYD liderliğindeki Özerk Yönetim’in feshedilmesi ile eşdeğer. Bu realiteyi stratejik körlüğü nedeniyle göremeyen SDG’nin normal bir müzakere masasında alabileceğinden daha azını yaşadığı askeri ve toprak kaybı neticesinde kabul etmek durumunda kaldığı aşikâr. Yeni dönemin temel kodlarında başta Suriye olmak üzere bölge sathında devlet-dışı silahlı aktörlerin geriletilmek istendiği ve merkezi başkentlerin bazı istisnalar dışında hem bölgesel hem de uluslararası aktörlerce desteklenmesi yatıyor. Lübnan’dan Suriye ve Irak’a, Sudan’dan Yemen’e kadar bazı istisnalar dışında devlet-dışı aktörlerin momentum kaybetmesi, geriletilmesi ve merkezi başkentlerin öne çıkarılması ana kalıp ya da arzu olmuş vaziyette.
Bu durumun görülemediği ve merkez ile entegrasyon bazlı anlamlı ilişkilerin kurulamadığı süreçler hezimetle nihayetleniyor. Kuzeydoğu Suriye’de olanların Türkiye’de PKK ile yürüyen sürecin rotasına da etkide bulunacağı çok açık bir durum. 2015 yılında Türkiye’de PKK ile yürüyen çözüm süreci çok büyük oranda PKK’nın Suriye’de bir devlet(çik) kurma ihtimali ve Ankara’da yürüyen süreci buna feda etmesi nedeniyle bitmişti. Bugün de süreç aynı tehdit ile karşı karşıya. SDG, Şam’ın kendisine verdiği 4 günlük süreyi iyi değerlendirir, entegrasyona evet der ve bu süreç olumlu şekilde hitama ererse, Türkiye’de PKK sorununun çözülmesi daha kolay hale gelecektir. SDG’nin entegrasyona direnmesi ve faydasız bir direniş hikayesine girişmesi ise hem Suriyeli Kürtleri adeta ateşe atmak hem de Türkiye’deki çözüm sürecine ciddi bir darbe vurmak manasına gelecektir. Artık yerel aktörlerle uzun erimli stratejik bağlar kurma zamanı. SDG askeri operasyona uğrarken en yakın dış müttefiklerinden bile homurdanma seslerinin yükselmemesinden ve yapı taraftarlarının protesto amacıyla Suriye’de Uluslararası Koalisyon’a bağlı üslerin kapılarını tekmelemesinden herkesin payına bir ders düştüğü ortada.
Son olarak böylesi hassas bir dönemde Türk ve Arap medyalarında zafer naraları atarak adeta şoven bir dil kullananlar hem Türkiye ve Suriye’deki Kürtleri rencide ediyor hem entegrasyon karşıtı figürlerin tezlerini güçlendirip Suriye’de entegrasyonu zorlaştırıyor hem de Türkiye’deki çözüm sürecine zarar veriyor. Halbuki Türkiye ve Suriye’de Kürtleri yenilmişlik psikolojisine sokmak yerine, entegrasyonun iki tarafa olacak faydalarını ortaya koymak herkesin hayrına olur.
Mehmet Emin Cengiz