(Bu metin İngilizce orijinal versiyonundan tercüme edilmiştir.)

Özet: 2008 yılında Stratejik Ortaklık Anlaşması’nın imzalanmasıyla Türkiye, Körfez İş birliği Konseyi (KİK) ile stratejik diyalog mekanizması üzerinden temas kuran Körfez dışı ilk ülke oldu. Türkiye’nin bölgeyle bağları Irak savaşı, Arap ayaklanmaları, Suriye ve Libya iç savaşları ve 2017 yılındaki Katar-Körfez devletleri arasında geçen krizden etkilenen daha geniş ölçekteki bölgesel dinamiklerden etkilendi. Tüm bu krizler arasında Türkiye’nin bölgeye askeri erişimi artarken bölgeye ilişkin askeri ticaretini geliştirme yönündeki milli stratejisi başarılı oldu. Bu analiz yazısı Türkiye’nin Katar’daki askeri üssü ve Kuveyt’le olan askeri iş birliği üzerinden Körfez’deki tartışmalı askeri varlığına odaklanacaktır.

Giriş

Türkiye’nin Körfez devletleriyle olan siyasi, askeri ve iktisadi ilişkileri Türkiye’yi bir stratejik diyalog mekanizması üzerinden bölge ile temas kuran ilk Körfez dışı ülke olarak konumlandıran 2008 Stratejik Ortaklık Anlaşması’yla Cidde’de kurumsallaştı. Bu anlaşma sadece Türkiye’nin Körfez devletleriyle daha fazla ekonomik ve siyasi iş birliği geliştirme hedefi için değil aynı zamanda Körfez’in İran’ın Irak işgali sonrası bölgede artan nüfuzunu da hafifletmek amacıyla ABD’ye alternatif bir dış güç ile bölgesel iş birliği kurarak kendi güçlerini arttırma hedefleri için de bir dönüm noktasıydı.[i]  Bu özel statü Türkiye’nin nihayet askeri nüfuz alanını genişletmesi için Körfez devletleriyle iş birliği yapmasına zemin hazırladı.

Körfez’de ilk defa Katar’ın 2016’da Türk askeri üssüne ev sahipliği yapması Körfez ülkeleri arasındaki bölgesel güvenlik ayrışmalarını ortaya koydu. Katar’daki üs, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır’ın oluşturduğu Arap Dörtlüsü’nün 2017 Katar krizinde öne sürdükleri 13 talep listesine bu üssün kapatılmasını da dâhil etmesinin de açıkça gösterdiği gibi, Körfez devletleri arasında diplomatik ve siyasi gerilimlere neden oldu. Türkiye’nin askeri temasları 2019’da Ortak Savunma Planı ile Kuveyt’e de uzandı. Katar ve Kuveyt ile olan bu iki askeri inisiyatifle birlikte Türkiye’nin Körfez’le olan temaslarının niteliği ikili düzeyde askeri, siyasi ve ekonomik ilişkilerin bir birleşimine dönüştü. Dış bir aktörle ikili askeri iş birliğinin kurulması KİK birliğinin zayıflaması olarak algılanıp altı üye arasındaki güvensizlik seviyesini yükseltirken Türk dış politika yapıcılarının da bölgesel güvenlik algılarını Körfez’e kadar genişletmesine yol açtı.

Türkiye’nin KİK’teki Askeri Erişiminin Arkasındaki Etmenler

Bu analiz yazısı Katar ile Kuveyt örneklerini karşılaştırmak yerine Türkiye’nin Körfez devletleriyle stratejik ve ikili iş birliğini genişletmesinin mantığına odaklanıp Türkiye’nin Körfez’deki askeri varlığının açık ve şeffaf olmayan doğasının da önemine vurgu yapıyor. Bu iki ülkenin seçilme nedeni KİK çerçevesi dışında Türkiye ile artan mevcut askeri ticaret ve siyasi iş birliği durumudur. Bu noktada Türkiye’nin Körfez’deki bölgesel çıkarlarını değerlendirirken üç argüman öne sürüyoruz. Birincisi, Türkiye’nin Körfez’deki bölgesel rolü sadece askeri kapasite veya ekonomik ve siyasi çıkarları üzerinden değil aynı zamanda belirli Körfez devletleriyle karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan ikili stratejik ilişkileri üzerinden değerlendirilmesi gerektiğidir. Ancak bu stratejik ilişkiler olumlu sonuçlar doğurmuş olsa da KİK içi gerilimleri daha da tırmandırıp zaman içinde diğer KİK aktörlerinin Türkiye’yi bölgesel bir tehdit olarak algılamalarına yol açtı. İkincisi, Türkiye askeri alanda bölgede yükselen bir ihracatçı. Körfez ilişkilerine dâhil olması Türk karar alıcıları Körfez devletlerinin kalkınmasındaki ekonomik ve askeri rollerini arttırmak kadar kurumsal krizlerine ve ikili sorunlarına da müdahil olmaya teşvik ediyor. Üçüncüsü, Türkiye’nin Katar ve Kuveyt’teki askeri girişimleri KİK üyeleri arasındaki güvensizlik seviyesini yükseltirken başta Katar ile kurduğu yakın stratejik ilişkiler olmak üzere Türk dış politikasına yönelik iç eleştirileri de arttırdı.