(Bu metin İngilizce orijinal versiyonundan tercüme edilmiştir.)

Son birkaç yılda İsrail, Balkan bölgesinde yoğun bir faaliyet içerisinde bulunuyor. Bunun en son örneği İsrail ile nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşan bir ülke olan Kosova arasında basında çokça konuşulan resmi diplomatik bağların kurulmasıydı. Devamında Kosova, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımakla kalmayıp büyükelçiliğini de oraya taşıma sözü verdi. Buna karşılık İsrail Kosova’nın bağımsızlığını tanıyan 117. ülke oldu. Bu, iki tarafa da yarayan misli karşılık verme hamlesiydi.

İsrail ile Kosova arasında imzalanan son anlaşma yeni olsa da İsrail’in bölgeye ilgisi son on yılda kararlı adımlarla ivme kazanan bir durum. Bu süreç, karşılıklı çıkar ve taahhütleri içeren tabiri caizse çift yönlü bir yolu andırıyor.

Ama her şeyden önce İsrail Balkanlarla neden ilgilensin?

İsrail’in perspektifinden Güneydoğu Avrupa’daki çıkar ve nüfuzunu genişletmenin iki hayati nedeni var. Birincisi, birçok Avrupa Birliği ülkesinin barışın sorumluluğunu İsrail’e yüklemesi ve İsrail’i Yahudi yerleşimlerinin kurulmasını durdurmaya ve Filistin devletine imkân tanımaya istekli olmayan bir işgal gücü olarak görmesi nedeniyle İsrail bu duruşu zayıflatmak zorunda olduğunun farkına vardı. Bunu gerçekleştirmenin diğer bir yolu Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan ve giderek yakınlaşan Hırvatistan gibi İsrail’e sempati duyan AB üyesi eski komünist ülkelerle ittifak kurmaktan geçiyor.

İkinci neden ise İsrail-Filistin çatışmasının son yıllarda diplomatik önemini kaybetmesi ve İsrail’in kendi jeopolitik ve ekonomik gücünü yurt dışında genişletme arayışında olmasıyla açıklanabilir. Belki Kıbrıs ve Yunanistan’dan geçen Doğu Akdeniz Koridoru İsrail’in Balkanlardaki nüfuzu için ve nihayetinde Avrupa’ya açılan bir köprü olarak değerlendirilebilir. Bunların yanında Çin, Balkan ülkelerini geri ödemesi kolay olan cömert kredilerle yanına çekiyorken; Rusya ve Türkiye burada siyasi nüfuzlarını genişletmeyi amaçlıyorken, Körfez ülkeleri gayrimenkul yatırımlarını güçlendirmeye çalışıyorken İsrail de çeper doktrinini genişletip Ortadoğu’nun ötesinde dostlar edinmeyi hedefliyor. Bu da İsrail’in yakın zamanda Hindistan, Orta Asya, Kafkaslar ve şimdi de Balkanlarda yaptığı girişimleri açıklıyor.

Ayrıca, Balkan ülkeleri ileri teknoloji know-how’ı ile askeri iş birliği ve istihbarat paylaşımına aç bir konumda. İkinci kısım İsrail için esas konu çünkü İsrail son yıllarda Irak ve Suriye’de IŞİD ve El-Kaide’ye katılmış Balkan kökenli radikal bireyleri yakın gözetim altında tutuyor. İki yıl önce Hırvatistan İsrail’den 30 yıllık F-16 Barak jetlerini almak için bir anlaşma imzaladı ama anlaşma Pentagon’un son kullanıcı anlaşmasının ihlal edildiği yönündeki itirazı nedeniyle son dakikada geri çekildi. Kuzey Makedonya’da İsrailli bir şirket askeri helikopter pilotlarını eğitirken, Arnavutluk ile yapılan istihbarat paylaşımı, 2016’da İsrail-Arnavutluk arasında oynanan futbol maçına düzenlenecek bir saldırıyı önlemişti.

Bölge ülkeleri arasında İsrailli siyasetçi ve yatırımcıları çekmek için en çok çalışan ülke Sırbistan oldu. Son yirmi yılda iki ülke ikili ilişkilerini geliştirmeye çalışıp dış politikadan savunma ve ticarete kadar çeşitli alanlarda iş birliği yaptı. Mesela İsrailliler 2000’den bu yana çoğunluğu bilişim teknolojileri ve güvenlik sektöründe olmak üzere Sırbistan’da yaklaşık 2 milyar dolar yatırım yaptı. Hatta Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić gelişkin olmayan halkla ilişkiler (PR) becerilerini iyileştirmesi için İsrailli bir PR uzmanı Asaf Eisin’i istihdam etti ki bu becerileri o zamandan bu yana kayda değer ölçüde gelişti.  Bu nedenle Belgrad’ın, Sırbistan’ın tanımayı reddettiği bir ülke olan Kosova’nın İsrail tarafından desteklenmesine dönük hoşnutsuzluğunu ifade etmesi şaşırtıcı olmadı.

Sırbistan hâlâ Müslüman Arnavut çoğunluklu eyaleti Kosova’nın ayrılıp bağımsızlık ilan etmesini kabullenebilmiş değil. Fakat Beyaz Saray kapılarının İsrail üzerinden açıldığını fark etti. İsrail’in yakın zamanda Kosova’yı tanıması daha yüce bir hedefe (İsrail’in ve ABD’deki İsrail yanlısı lobinin sempatisini kazanmak) ulaşmak umuduyla hazmetmesi gereken acı bir gelişmeydi. Sırbistanlı gazeteci, siyasetçi ve entelektüeller İsrail’in gönlünü kazanıp gözüne girmek için önceden planlandığı bariz iyi koordine edilmiş bir kampanyaya öncülük ediyordu. Son on yıldır karşılıklı ziyaretlerini ve hükümet yetkilileri ile hükümet yanlısı entelektüel ve gazetecilerin açıklamalarını yakından takip eden biri olarak Sırbistan’ın İsrail ile daha yakın bağlar kurma girişimlerinde kullandığı üç ana anlatı gözlemledim.

Kosova, Sırbistan halkı arasında çok büyük yankı uyandırdığı için hükümet, kendi sembolizmini daha geniş kitlelere ihraç etmek ve Sırbistan’ın toprak isteklerini dış dünyaya karşı meşrulaştırmak istiyor. Kudüs’ün Yahudilerin zihnindeki önemine atıfla Sırp milliyetçileri Kosova’yı kendi ‘Kudüs’leri olarak resmediyor. Kosova’yı “Sırbistan’ın Kudüs’ü” olarak tasvir etmek sadece bu (eski) eyaleti genişletilmiş Sırbistan’a yeniden dâhil etmeyi meşrulaştırmayı amaçlamıyor, aynı zamanda Sırp milliyetçiliği için Kosova ile Yahudi tahayyülünü birleştirmeye çalışıyor. Bu mit ihracı meyve vermiş görünüyor: İsrail-Sırbistan Dostluk Derneği Başkanı yakın zamanda şu ifadelerde bulundu: ‘Basitçe belirtmek gerekirse, Yahudiler için Kudüs, Yahudiye ve Samiriye neyse Sırplar için de Kosova odur: Milletin beşiği, her şeyin başladığı yer.’ 

Dahası, Sırp milliyetçileri Kosovalı Arnavutlar ve Boşnak Müslümanların birçok Amerikalı Yahudi entelektüel, kuruluş ve politikacının sempatisine mazhar olduğunu fark ettiği için Sırbistan, yıllardır Balkanlarda ‘Müslüman terörist’ öcüsüne oynayıp Bosna ve Kosova’yı ‘cihatçı yuvası’ olmakla suçlayarak bu dostluğu bozmaya çalışıyor. 2014 ve 2015 yıllarında IŞİD’e katılan Bosnalı ve Kosovalı Müslümanlar Belgrad için gizli lütuf gibi geldi: Bunu İsrail ile daha yakın istihbarat paylaşımı yapmak ve ortak bir ‘Müslüman radikalizmi’ tehdidiyle karşı karşıya oldukları şeklinde resmetmek için kullandılar. Nitekim Balkan Müslümanlarının Filistinlilere ve Türkiye’ye olan sempatisi de onları daha çok Ortadoğu’ya yönelen sadakatsiz Avrupalılar olarak göstermek için kullanıldı. 

Son on yılda Balkanlardaki yabancı faaliyetlerin amaçları konusundaki medya tantana ve gürültüsüne neden olduğu için İsrail’in artan etkinliği de radardan kaçmadı. Türkiye ve Katar Müslüman çoğunluklu Bosna-Hersek ile daha yakın ilişkiler kurarken baş rakipleri BAE’nin (ve BAE’nin yeni dostu İsrail’in artan bir dozda) Sırbistan ile ilişkilerini derinleştirmesi değinilmesi gereken ilginç bir nokta.

Ancak nasıl ki İsrail’in Atina ve Lefkoşa ile kucaklaşması Türkiye ile olan bağlarını onarmasına engel olmadı, İsrail’in Sırbistan’la olan dostluğu da aynı zamanda Kosova ile işler bir ilişki geliştirmesini de önlemedi. İsrail Balkan devletleriyle ilişkilerini pekiştirip jeopolitik ve ekonomik çıkarlarını bir arada geliştirerek diplomatik gücünü genişletmede bir cephe daha açmış oluyor.

Bölgede artan İsrail etkinliği önemli bir sonuca işaret ediyor: Balkanlar ve Ortadoğu birbiriyle ilişkili iki birim. İki bölge arasında jeopolitik ve güvenlik etkileşimi olduğu ve tıpkı Ortadoğu’da olduğu gibi Balkanlarda da dost-düşman örüntülerinin bir gecede değişebildiği aşikâr.